Aşağıdaki yazı savaşçı bir anne ve kızının zorluklarla dolu ilham verici hikayesidir. Anneyi korumak için kimliği gizlenmiştir ve yapılan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Hikayem uzun biraz, umarım sıkılmazsınız.2010 yılında karın ağrısı belirtisiyle hastaneye gittim, doktor doktor gezdikten sonra sağ yumurtalıkta 6 cm çapında bir kist olduğu ortaya çıktı. Aylarca tedavi gördüm. Doktorum artık ameliyat etmemiz gerekir, bu kanser dedi. Kist olduğunu ilk duyduğum zaman doktora sorduğum soru; benim çocuğum olmayacak mı, idi.  Artık kanser olduğumu öğrenince (öyle değilmiş sonradan öğrendik) her şey önemini yitirmişti. Acaba ne olacaktı? Ölecek miydim? Saçlarım, o uzun saçlarıma ne olacaktı?  

İstanbul’da bir profesör önerdiler ona gittik. Sadece çikolata kistimin olduğunu ve kapalı ameliyatla alınacağını söyledi. Kanser mi, diyerek güldü. Bu arada KPSS’ye hazırlanıyordum, atanamayan bir öğretmendim çünkü. Yaza erteledik ameliyatı. 2011 yazında ameliyat oldum. Ameliyat sürecinden dolayı atamaları kaçırdım o yıl. Şubat 2014’te Güneydoğuya atandım. Bütün terör sürecine şahitlik ettim (o çok ayrı bir hikaye). 2016 yılında güzel bir evlilik yaptım. O yaz Batı’ya tayin olduk. İlk başta çocuk düşünmedik ama aradan 1 yıl geçtikten sonra çocuk istedik.

Gittiğimiz her doktor daha gençsiniz dedi ama arada bir doktor prolaktin hormonumun çok yüksek olduğunu, beynimde tümör olabileceğini söyledi. Uzun uzun anlatmayayım sonuçta tümör çıkmadı. Halk arasında yalancı prolaktin diye geçen, aslında hastalık bile olmayan bir bulgu çıktı. Bunu da atlatınca dedik ki biz biraz kafamızı boşaltalım. Çok sancılı bir adet dönemimde güvendiğimiz bir doktora gidip tekrar muayene oldum. Artık film çektirmek istiyoruz dedik. Filmin sonucunda hidrosalpenks diye bir rahatsızlık çıktı. Bu şartlarda hamile kalırsam rahime su gideceği ve embriyonun tutunamayacağı söylendi. Ameliyat olmam ve tüplerimin alınması gerekiyordu. O an kadın olma, üretken olma gücümü elimden alacaklar gibi hissettim. Tabi ki de öyle değildi.

Doktorumuz İstanbul’da bir tüp bebek merkezine yönlendirdi bizi. Bir film daha çekildi. İlk filmi narkozlu çektirmiştim. İkincisi narkozsuz çekildi. Yapamam dediğim bir şeyi yaptım çünkü anne olmayı çok istiyordum. Sonuç aynı çıkmıştı. Peki şimdi ne olacaktı? Önce ameliyat olup sonra tüp bebek denemelerine başlayacaktık. Haziran ayında ameliyat oldum tüplerim alınmadı ama kapatıldı. Artık sadece tüp bebek şansımız vardı. Bu arada eşimin askere gitmesi gerekiyordu, bu süreçten dolayı kasıma ertelettik ama OHAL’den dolayı ertelemesi olmadı ve eşim askere gitti. Ben annem ve babamla kaldım. Evet yanımda destekçilerim vardı ama bu süreç eşinin yanında olması gereken bir süreçti. Eylül ayında başka bir sıkıntı daha yaşadık özel bir sebepten dolayı.

Ben iğne oluyordum tedavim başlamıştı. Ne kadar yoğun, ne kadar yorucu, ne kadar acı verdiğini kelimelerle anlatamam sanırım. 12tane yumurta toplandı 6tanesi döllendi. Bunlardan ikisi 5.güne gitti ki bu iyi bir şeydi. İlk transferden bir gün önce ağır enfeksiyon sonucu sabaha kadar kustum. Neyse ki toparlandım. İlk transfer yapıldı ama ilk denememiz olumsuz sonuçlanmıştı. O an yaşadıklarımı hatırlamak dahi istemiyorum. Doktorlar hemen bir sonraki ay ikinciyi denemek istediler. Bir bildikleri vardır dedim kabul ettim. Sonuç, pozitif. İlk 3 ay her gün 2 iğne oldum. İlaçlar, iğneler… Eşim askerde her gün korku, heyecan, mutluluk, özlem…

Sonraki 3 ay harika geçti. İnanılmaz enerjik ve aktiftim. Tüp bebek sürecinde hiç yatmadım, 3.gün çalışmaya başladım ve çok yoğun çalışıyordum. Daha sonra detaylı ultrason için doktorumuz İstanbul’a yönlendirdi bizi. Orada plesentanın rahim ağzını kapattığını öğrendik. İlk hamileliğim olmasa rahmimin alınacağını söylediler. O an dünyam bir kez daha başıma yıkıldı. Kendi doktorum beni hep telkin etti. Sıkıntı olmadığını kızımın çok güzel geliştiğini anlattı. 29.haftada gece kanamam oldu. İlçede oturuyoruz hemen ildeki hastaneye gittik. İğne ve ilaçlarla kanamayı durdurdular. O günden itibaren yatış verdi doktorum. Evde dinlendim. 32.hafta tekrar kanamam oldu ve 1 hafta boyunca 2 günde bir hastanede aldık soluğu. En son 33.haftada gün içinde 3 kere kanamam oldu ve sonuncusu çok ağır olunca doktorumuz artık beklememizin ikimizin de hayatını tehlikeye attığını söyledi. Kendisi 38.haftaya kadar gitmek istiyordu ama vücudum buna izin vermiyordu.

Acilen doğuma alınmalıydık. Binde bir ihtimal rahmim alınabilirdi. O an hastanenin camından denize baktım ve belki de bu son bakışım dedim. Doğuma girdik. Doğum boyunca tek duam “Allah’ım canımı alma çünkü o çok küçük bensiz yapamaz” dı. Kızım kuvöze alındı. Bana da tampon yapıldı. Odaya çıkartıldığımda kan değerlerim en son seviyedeymiş. 5 tüp kan verildi. Rahmim alınmadı ama tampon işe yaramasaymış 2 saat sonra tekrar ameliyata alıp rahmimi alacaklarmış. Çok şükür öyle olmadı. 11 saat sonra gece saat 4’te kızımın yanına gittim. O kadar bebek arasından direk ona yöneldim. Sanırım kan çekmesi bu. 3. gün bitikten sonra eve çıkabildim ama kızım 6 gün hastanede kaldı. O hastanedeyken ben de antibiyotiklerden ishal oldum. Bir yandan sütüm gelsin diye süt sağıyorum 2 saatte bir, bir yandan da toparlanamıyorum.

6.gün ilk kez kucağıma aldım ve emzirmeye çalıştım. Kendime dedim ki sakın stres yapma, bu hayatındaki en güzel an, tanışma anımız bunu iyi değerlendir. 6. gün kızımı eve getirdik. Sabaha kadar eşimle hiç uyumadık, hep nefesini dinledik(delilik). Hastanedeyken ilk gün süt sağdırdılar 1 şırıngayı dolduracak kadar bile süt gelmedi, ertesi gün de hiç gelmedi. Sağdıkça geldi ve kızım eve gelince sütüm artmaya başladı. Önce silikon uçla emzirmemi söylediler. Şuan kızım 3 aylık, 2.5 ay silikon uçla emzirdim şimdi baş başayız, aramızda engeller yok. Biberon ve emzik verdiğimiz 4-5i geçmemiştir. Vermesek de olurmuş. Bu arada fissür çatlaması oldum ameliyat dediler. Tabi ki ilk aklıma gelen kızım oldu. Yine iyi bir doktor sayesinde bu sıkıntımdan da ameliyatsız kurtuldum. 

2 ay doktorumuz evden çıkmamıza ve eve misafir almamıza izin vermedi enfeksiyon olmasın diye. Takdir edersiniz ki patladık. Şuan kızım sadece anne sütüyle yaşıtlarına yetişti. Doktora her gidişimizde kendimi dünyayı kurtarmışım gibi hissediyorum. Süper bir duygu. Hemşirem diyeceğim şu ki hepsi geçiyor. Şimdi belki bu yazdıklarım sana ışık olur, yol olur, umut olur. Yılma, içindeki gücü kullan. Bu aralar reflü, kolik, tazyikli sütle başımız dertte. Onu da aşacağız, biz kızımla neler aşmadık ki…

Not: Doktorun kızımla ilgili söylediği bir şey çok etkilemişti beni; “biz ona yapılması gerekeni yapıyoruz o savaşıyor” demişti. Hep savaşmak lazım sanırım hayatta. Ben de 32 yıl önce buna benzer bir hikayeyle doğmuşum. O yüzden kızım için hep şunu diliyorum: Hep mutlu ol demiyorum sana çünkü mutsuzluklar da var hayatta. Sen mutsuzlukların içinde mutluluklar yarat kendine.

Sevgiyle ve inançla kalın…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir