Empati kurmak ne anlama gelir? Siz çevrenizle ve bebeğinizle ne kadar empati kuruyorsunuz? Empati kuruyor musunuz yoksa kurduğunuzu mu zannediyorsunuz?

Benim empatiden anladığım şey karşımdaki kişinin o an neler hissettiğini anlamaya çalışmak, kendimi onun yerine koyabilmekti. Bunu ne kadar yapabildiğimi sorarsanız dürüstlükle diyebilirim ki gerçekten yapmam gerektiğinde nadiren yapabiliyordum. Çok mutlu ve keyifli bir anınızda karşınızdaki ile empati yapmak kolaydır. Peki ya iki taraf da öfkeli ve tetiklenmiş durumdayken? Kendi hislerinizi kenara koyup karşınızdakine odaklanabilir misiniz?

Çocuğumla ilişkimde empatiyi kullanabilmek için önce ihtiyaçlara yöneldim. Benim neye ihtiyacım var ve çocuğumun neye ihtiyacı var? Evet önceliğim çocuğumun ihtiyaçlarını karşılamak olabilir ama kendi ihtiyaçlarımı da yok saymamam önemli. Sears’ların Doğal Ebeveynlik kitabında verdiği bir örnekte olduğu gibi oksijen maskesini önce kendimize sonra çocuğumuza takmalıyız. Eğer biz oksijensiz kalırsak çocuğumuza da yardımcı olamayız. Kendi ihtiyaçlarımızı göremezsek çocuğumuzun ihtiyaçlarını da göremeyiz.

Sevgili Gizem Alav Şapcı’nın izlediğim bir canlı yayınında verdiği çok güzel bir örnek vardı. Ben mutfakta yemek yaparken çocuğum gelip beni çekiştiriyor ve oyun oynamak istiyor. Ben o an dönüp “Neden beni çekiştiriyorsun, bırak!” diyebilirim. Ama bunun yerine duruyorum. Benim ihtiyacım ne? Yemek hazırlamak, işimi bitirmek. Çocuğumun ihtiyacı ne? Benimle oyun oynamak, benim ilgimi çekmek. İkimizin ihtiyaçlarını da ortaya koyduktan sonra artık ona ne cevap vereceğime karar verebilirim.

Burada kendimize verdiğimiz o “dur-düşün” zamanı hem içimizde alevlenen ve coşan otomatik tepkileri bastırıyor hem de beni ikimizi de mutlu edebilecek orta noktada buluşabilmek için çözüm üretmeye zorluyor. Ben böyle bir durumda mesela yemeğin o an başından ayrılabilecek durumdaysam önce ona sadece birkaç dakika oynayıp işime dönmem gerektiğini veya başından ayrılamayacak durumdaysam da göz hizasına eğilip şuan gitmemin mümkün olmadığını ama isterse oyuncaklarını alıp yanıma gelebileceğini söyleyebilirim.

Henüz konuşamayan veya konuşulanları anlayamayan bir bebekle bu durumu yönetmekse biraz daha zor olabilir. Özellikle bebek ağlarken ve ısrarla sizi iterken aklınızdan sadece “ben kötü bir anneyim, bebeğim beni istemiyor” düşüncesi geçiyor olabilir. İşte tam o anda bir “dur-düşün” zamanına ihtiyacınız var. Eğer bebek kucağınızdayken bunu yapamıyorsanız belki bebeği babasına verip veya güvenli bir yere bırakıp, o odadan ayrılmaya, bir bardak su içmeye, camı açıp bir nefes çekmeye ihtiyacınız olabilir. Sonra bebeğinizle empati yapabilirsiniz. O an bu kadar ağlama sebebi ne olabilir? Aç mı, uykusu mu var, dişi mi ağrıyor, gazı mı var, sebebini bulamıyor musunuz? Sorun değil. Belki o anlatamıyor ve siz de anlayamıyorsunuz ama yine de empati yapabilirsiniz. Ağlama ihtiyacını kabullenip onu susturmaya çalışmadan sadece o anda onunla olabilirsiniz. Sakince kucağınıza almanız bile çoğu zaman ağlamasını dindirecektir.

Empati çözüm üretmek demek değil, bir nevi duygularına ortak olmak demek aslında. Evet kötü duyguları yaşamak ve yaşatmak istemiyor olabiliriz ama bu duyguların varlığını reddederek yaşayamayız. Bizi iyileştirecek olan duygularımızı kabullenmek ve yaşayıp aşmaktır. Bebeğimize de ağlamasının, öfkelenmesinin, kıskanmasının, korkmasının yanlış olmadığını, gayet normal duygular olduğunu hissettirmeliyiz.

Kaçınmamız gereken söylemler “Bunda korkulacak ne var?” , “Buna da ağlanır mı?”, “Kardeşini kıskanman hiç iyi bir şey değil.”, “Neden kızdın ki şimdi?” … Bu tür cümleler karşımızdakinin duygularını küçümser, yargılar ve yok sayar. Özellikle bir çocuk bu cümleleri duyduğunda basitçe “Demek ki korkmak, ağlamak, kıskanmak… normal ve kabul edilebilir duygular değiller. Ben bu duygularımı bastırmalıyım, saklamalıyım, böyle hissetmemeliyim.” çıkarımını yapabilir.

Bu durumda çocuğunuza empati yapmak için aynalama yöntemini kullanabilirsiniz. Aynalama yapabilmeniz için çocuğunuzun sizi az çok anlayabiliyor olması önemli. Ama hiç anlamayacak kadar küçük bebeğinize dahi aynalama yaparak yaklaştığınızda kendinize çocuğunuzla empati kurmak için alan yaratmış olursunuz.

Çocuğunuz parka gitmek istediği için kendini yerden yere atıyorsa, onunla aynı hizaya inerek sakin bir şekilde seni bu şekilde/ağlarken anlayamıyorum, duyamıyorum diyebilirsiniz. Hemen olmasa da belki birkaç kez tekrarladığınızda sakinleşip derdini anlatmaya çalışabilir. Bu durumda yargı belirtmeden ve kendi duygularınızı karıştırmadan sadece onun ne istediğini ona yansıtmalısınız. “Parka gitmek istiyorsun.” Bu kadar. Özellikle küçük yaştaki çocuklara çok uzun cümleler kurmamaya dikkat etmelisiniz. Bu cümlenizden sonra büyük ihtimalle sakinleşecek ve sizi bir şekilde onaylayacaktır. “Parka gidemediğimiz için öfkelendin.” Diyerek duygusunu açığa çıkarabilirsiniz. Her zaman doğru duyguyu bulamayadabilirsiniz. Önemli olan onu duymaya anlamaya çalıştığınız bu empatik dille ona yaklaşmanız. Konuşabiliyorsa asıl hissettiği duyguyu söyleyebilir (Harika!) “Keşke parka gidebilseydik.” Tekrar bir onay alıyoruz. “Yemek saati geldiği için gidemiyoruz.” Neden gidemediğimizi mantıklı bir sebep öne sürerek açıklıyoruz. Belki bir itiraz alıyoruz. Suratını asıyor, tekrar öfkeleniyor olabilir.  “Şimdi evde koltukta zıplamaca oynamak ister misin?” heyecanla farklı ve sevdiği bir alternatif sunuyoruz. Kabul etse de etmese de parkı yeniden gündeme getirebilir. “Yarın sabah kahvaltımızı yapar yapmaz parka gidelim.” Olumlu bir cevap verdik, artık parka gidemeyeceğini değil gideceğini düşünüyor.

Bu şekilde bir yaklaşımla çoğu krizi çözmeniz mümkün. Burada bir parantez açıp Isabella Filiozat’ın Çocuğun Duygusal Dünyası kitabında bahsettiği, çocuğun kabule giden yolda geçtiği aşamalara bakalım.

  1. İnkar
  2. Öfke
  3. Pazarlık
  4. Depresyon
  5. Kabul

Burada dikkat çekilen nokta şu: Çocuğun kabullenme aşamasına gelebilmesi için bütün bu aşamalardan geçmesi normaldir. Yukarıda ihtiyaçlardan bahsetmiştim. İhtiyaçlar ve istekler birbirinden farklıdır. Yani bir bebeğin ağlaması muhakkak bir ihtiyaçtan ötürüdür ve bakım veren kişinin hemen cevap vermesi ciddi şekilde önemlidir. Parka gitmek bir ihtiyacı gidermek için çocuğun öne sürdüğü bir istek olabilir. Burada altında yatan ihtiyacı (hareket etmek) görüp yukarıdaki örnekte olduğu gibi ihtiyacı farklı bir şekilde (koltukta zıplamak) gidermeye yönlendirebiliriz. Önemli olan çocuğun her isteğini yerine getirmek değildir, ama istekleri yerine gelmediğinde hissettiği duyguları her zaman duyup kabul etmek çok önemlidir.

Bazen ne yaparsanız yapın çocuğunuz bir şey için tutturuyor ve kesinlikle ondan vazgeçmiyor, sizi duymuyorsa, yanında sakince beklemek, kendisine zarar vermediği sürece ağlamasına ve öfkelenmesine izin vermek gerekir. Sarılmayı teklif edebilir ve kucağınıza almaya çalışabilirsiniz. Bunun gibi büyük krizlerin altında çocuğun farklı bir ihtiyacı yatabilir. Çok uykusuz, çok aç veya çok yorgun olabilir. Bunu anlayıp gidermeye çalıştığınızda da sorun çözülecektir. Kızım ne zaman tutturmaya ve büyük tepkiler vermeye başlasa aslında aç olduğunu fark ettim. Bunu fark etmem zaman aldı, birçok şey denedim anlayabilmek için ve yiyebileceği bir şeyler teklif ettiğimde her defasında tutturduğu şeyi unutup yiyeceğe odaklandı. Benim için çok büyük bir aydınlanma oldu bu. Yanımda her daim atıştırmalık bir şeyler taşıyarak tutturmaları ciddi oranda azalttım. Kendi çocuğunuzu çok iyi gözlemleyerek asıl ihtiyacını keşfettiğinizde krizlerin nasıl dramatik şekilde azaldığına siz de şahit olacaksınız.

Şunu söylemem lazım ki, çocuğunuz büyüyüp sizi anlamaya ve konuşmaya başladığında baştan beri ona nasıl yaklaştığınız, nasıl bir iletişim dili oluşturduğunuz çok önem kazanıyor. Şiddetsiz iletişim konusuna daha sonra daha detaylı değineceğim ama baştan itibaren şiddetsiz iletişim dilini benimsemiş olmak, bebeği bir birey olarak kabul edip ihtiyaçlarına istikrarlı bir şekilde yanıt vermek, duygularını yok saymadan yargılamadan kabullenmek, her şeyi haber vermek ve anlatmak büyüdüğünde meyvelerini veriyor. Bakım veren kişinin baştan itibaren bebeğe yaklaşımı, onun tepkilerini ve duygularını ele alış ve yaşayış biçimini şekillendiren en önemli faktör bence. Hani bir söz vardır, dünya değişsin istiyorsan önce sen değişerek başlamalısın işe. İşte çocuklar söz konusu olduğunda da eğer bir değişim istiyorsanız, değişime kendinizden başlamalısınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir