Bazen sebebini bilmediğiniz bir öfke çoğalıyor mu sizin de içinizde ya da sebepsiz bir huzur ve mutluluk? Biri bir söz söylediğinde, çocuğunuz ağladığında, yağmur yağdığında, toprağa bastığınızda, bir nazar boncuğuna gözünüz takılınca, ya da uzaktan bir şarkı duyduğunuzda?

Son zamanlarda kızımın bazı hareketlerinin benim içimdeki güzel duyguları tetiklediğini fark etmeye başladım. Kötü olanların uzun zamandır farkındaydım. Tetiklendiğimi hissettiğimde vereceğim otomatik tepkileri durdurmak için camı açıp nefes alma ve o an ne hissettiğime odaklanarak kendimi durdurma çalışmaları ile birçoğunun önüne geçtim. Her ne kadar basit gibi gelse de kulağa, aslında çok zor bunu başarmak. Hamileliğimde ‘hypnobirthing’ konusunu okumuş, araştırmış ve kendimce uygulamaya çalışmıştım. O dönemde yaptığım meditasyonların bana sağladığı ‘an’da kalma ve kendime odaklanabilme yetilerini şu an kontrolümü sağlarken de kullanıyorum. Buna aslında mindfullness veya bilinçli farkındalık da deniyor. Belki daha çok yolum var oraya varmaya ama en azından kızımla ilişki kurarken çoğunlukla odağımı koruyup kendimi durdurabiliyorum. Bir yerden buna başlamak isterseniz, internetten basit bir meditasyon müziği açıp gece yatmadan önce kulaklıkla dinlemenizi önerebilirim. Kitap okumak da çok güzel bir meditasyondur. Sadece yazılanlara odaklanır başka şeyler düşünmezsiniz. Bazıları için yemek yapmak, resim çizmek, dans etmek gibi farklı aktiviteler de odaklanma çalışmaları için uygun olabilir. Kendinize hangisini uygun hissediyorsanız onu deneyin. Önemli olan o an sadece yaptığınız şeye odaklanmak. Zaman geçtikçe kafanız dağılmadan daha uzun süre odağınızı koruyabildiğinizi göreceksiniz.

Sebebini hala bilmiyorum ama kızımın uyumaması beni fazlasıyla öfkelendiriyordu. Kendime çok şaşırıyordum. Yani ben de genellikle uykusuz bir insanım. Dalmakta çok zorlanırım ve bölük pörçük uyurum. Kızım daha yeni doğmuş bir bebekken ve dünyaya adapte olmaya çalışırken uyumakta zorlanması kadar doğal bir şey olamazdı ve bunun ne kadar normal bir durum olduğunu biliyordum. Ama bildiklerim ile hissettiklerim kesinlikle uyuşmuyordu ve o anlarda içimden engel olamadığım bir öfke yükseliyordu. Çığlıklar atmak, oradan koşarak uzaklaşmak istiyordum. Genellikle de ya bebeği güvenli bir yere koyup ya da birine verip gidip yüzümü yıkıyor veya camı açıp nefes alıyordum. Bununla ilgili araştırma yapmaya başladım. Burada beni tetikleyen bir şeyler olduğunu anladım ve bunu aşmak için harekete geçtim. Yatmadan önce meditasyonlarıma geri döndüm. Bazen sadece müzik dinliyor veya sevdiğim bir diziyi seyrediyordum, bazen kitap okuyordum. Gün içinde sürekli alıştırma yapmaya başladım. Mutlu hissettiğim zamanlarda alıştırma yapmak çok kolaydı mesela. O anları kendimi geliştirmek için kullandım. Mutluyum, neden mutluyum? Ne oldu da içimde bu hisler uyandı? Verdiğim tepkileri neden verdim? Bunları cevaplayarak başladım. Sonra zamanla bu soru “Şimdi ne tepki vermeliyim?” e dönüştü. Yani duygularımın farkına varıp, tam o noktada durup ne yapacağıma karar verme aşamasına geldim. Sonra bunu öfkelendiğim anlara uygulamaya başladım. Zamanla kontrol tamamen bana geçti. Kızım öfke krizi yaşadığında da bu yöntemi kullanarak sakin kalıp empati yapabildim ve aynalayarak onun duygularının farkına varmasını sağladım. Sonra da çözüm ürettim. Burada daha detaylı bu konuya değindim:

ÖFKE VE EMPATİ

Kızım büyüyüp kendince zevk aldığı şeyler yapmaya başlayınca ise ben de onunla beraber çocukluğuma dönmeye başladım. Ama ilginç bir şekilde hatırladığım şeyler anılarım değil hislerimdi. Mesela kızım bir kaldırımın yüksek kenarı üzerinde elimden tutup yürürken içim öyle bir coşku ile doldu ki, bunun kaynağını önce kızım sandım ama her severek yaptığı şeyde böyle hissetmediğimi fark ettim. Sonra bu duygularımın kızımdan değil kendi içimden geldiğini anladım. Aynı coşkuyu ve huzuru kızım yere uzanıp gökyüzüne bakarken, çimenlerde yalınayak gezerken, yağmurda ıslanırken de hissediyorum. Muhtemelen ben de çocukken bunlardan büyük zevk almıştım.

Şimdi aynı şeylerden aynı şekilde zevk almamız mümkün mü? Hiçbir şey düşünmeden gökyüzüne bakabilir miyiz sadece? Ya da çimenlerde yürürken sadece çimenlerin yumuşaklığına ve kokusuna odaklanabilir miyiz? Ne kadar ‘an’da kalabiliyoruz artık kafamıza onlarca dert doluşmadan? Çocuklar ne kadar şanslılar. Yarını bırakın bir dakika sonrasını bile düşünmeden yaşamak ve bunu huzurla ve güvenle yapabilmek ne kadar kıymetli…

Seyahat etmeyi bu yüzden çok seviyorum. Farklı bir yeri gezerken insan sadece o anda kalabiliyor. En son seyahatimizi Viyana’ya yapmıştık. Kızım 18 aylıktı. Yanlış bir zaman seçtiğimizi kabul ediyorum çünkü 18 ay atağını çok ağır bir şekilde yaşadığımız bir zamana denk geldi. Sürekli kucağımda olmak istiyor ve babasına dahi gitmiyordu. Günde 7-8 saat kanguruda gezdirmem gereken 3 günlük bir tatil yaptık. (Kanguru olmasa kesinlikle mümkün olmazdı.) Her şeye rağmen harika bir tatildi. Çok yoruldum ama çok güzel yerler gördüm, aklımda sadece oradaki her dakikamı verimli kullanıp olabildiğince çok yer görmek, değişik yemekler tatmak ve zevk almak vardı. Şuan yakın zamanda seyahat etmemiz pek mümkün görünmese de eğer sizin için mümkünse mutlaka gezin. Nereye gittiğinizin çok da önemi yok. Yakın veya uzak, yurt içi veya yurt dışı, eğer gezmekten hoşlanan biriyseniz çocuğunuzu buna engel olarak görmeyin. Alerjik bir bebekle cesaret edip ben gidebildiysem siz de gidebilirsiniz. Özellikle ilk 6 aylık dönemde seyahat çok daha kolay. Koynunuzda emzirin uyutun ve gezin. Hem kafanızı boşaltın, hem de çocuğunuzla güzel anılar biriktirin. Çocuğunuz her ne kadar o günleri hatırlamasa da yaşadığı hisleri kesinlikle hatırlayacaktır. Tıpkı benim şimdi hatırladığım gibi…Ben bu hisler üzerine bu konuyu araştırmaya giriştim. Gerçekten hatıralarım yerinde olmasa da hissettiklerimi hatırlamam mümkün mü öğrenmek istedim.

Araştırmalara göre yaklaşık beş yaşına kadar gerçeklere dayalı -açık- hafıza gelişmemiştir. Ancak örtülü hafıza yani duygu durum hafızası doğuma kadar gidebilir. Bu örtülü hafıza çok etkilidir ve bir insanı -duygu durumunu-  tamamen ele geçirebilir ve kişi buna sebep olan şeyin bu örtülü hafızadan geldiğini asla bilemeyebilir.

Peki siz kendinizi kaybettiğiniz anlarda böyle bir örtülü hafızanın sizi ele geçirip geçirmediğini nasıl anlayabilirsiniz? Genellikle durumla hiç bağdaşmayan yoğun ve keskin tepkiler verirsiniz ve tepkileriniz çok “ısrarcı” olurlar. Kolaylıkla da o duygudan kurtulamazsınız. Yukarıda anlattığım, kızım uyumadığında beni esir alan öfke işte tam da böyleydi.

Yapılan araştırmalara göre çocuklukta yaşanan travmalar hatırlanmasa dahi yeni şeylere maruz kalındığı durumlarda ve büyük değişimlerde stres hormonu seviyelerinde değişime sebep olabilir. Bu yüzden düşünceleriniz bambaşka iken hisleriniz bambaşka olabilir. Örneğin yeni bir işe başlamak için çok heyecanlı ve mutlu olduğunuzu düşünürken hissettikleriniz korku ve gerginlik olabilir.

Çocukluk ve travmalar söz konusu olduğunda da akla yine son zamanların en gözde travma sebebi uyku eğitimi geliyor. Nöroloji araştırmacısı Allan Schore’ye göre bir bebeği ağlatarak uyku eğitimi vermek fazlasıyla travma yaratacak bir uygulamadır. Sözde uyku uzmanları, bebeğin bu yaşadıklarını hatırlamayacağını savunarak bu yöntemin doğruluğunu iddia etseler de Schore’ye göre bebek aslında ağlayarak uyuyakalmaz. Donuk bir “ayrışmış terör” durumuna geçer. Bu aslında hiç kaçış olmayan bir durumdan kaçmak anlamına gelmektedir. (Kendini kapatarak ve öğrenilmiş bir çaresizlikle) Özellikle çocukluk travmaları bu ayrışmışlık durumuna sebep olur. Semptomları arasında kendini ve dünyayı gerçek hissetmeme veya tamamen silme/unutma, kişilik bölünmeleri ve duygularını dengelemede problemler bulunur.

İyi veya kötü, hislerimizi unutmuyoruz. Bunu bizzat deneyimlerken ve kötü olanlarla başa çıkmak için bu kadar çaba sarf ederken şunu düşündüm. Bütün bu bildiklerimi bilirken, sırf uyusun, yemek yesin, benim dediklerimi yapsın veya ‘uslu’ bir çocuk olsun diye çocuğuma eğitimler vermeyi, kendini bulmasını engellemeyi, onu kısıtlamayı, kızarak, bağırarak veya yok sayarak onu strese sokmayı düşünemiyorum. Elbette hiçbir anne çocuğuna bunları yapmayı istemez. Ancak yapıyorsanız, bir şeyleri düzeltmeniz ve telafi etmeniz mümkün. Yeter ki isteyin.

 

Kaynaklar:

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir