Bir okulun yanı başında yaşayan yaşlı bir adam varmış. Okuldan çıkan çocuklar, evinin önünden geçerken ellerindeki değnekleri balkonun demirlerine sürterlermiş. Demirlerden çıkan sesten çok büyük mutluluk duyarlarmış ama yaşlı adam bu sesten çok rahatsız olurmuş. Onları bu işten vazgeçirmek için aklına bir fikir gelmiş. Çocukları çağırmış ve onlara çıkardıkları sesi çok sevdiğini, her gün bu sesi çıkarmaları için onlara 1 lira para vereceğini söylemiş. Çocuklar sevinçle kabul etmişler. İlk hafta yaşlı adam her gün çocuklara paralarını vermiş. İkinci hafta çocukları yanına çağırmış ve parasının azaldığını, artık 50 kuruş verebileceğini söylemiş. Biraz bozulsalar da çocuklar tamam demişler. Sonraki hafta yaşlı adam çocukları tekrar çağırmış. Hiç parası kalmadığı için onlara artık ödeme yapamayacağını söylemiş. Çocuklar da para yoksa ses de yok diyerek değnekleri ile ses çıkarmayı bırakmışlar.

Bu hikayeden ne anladık? Çocuklar severek ve bir iç motivasyon ile yaptıkları davranışı, para karşılığı yani bir dış motivasyon ile yapmaya başlayınca sahip oldukları iç motivasyonu kaybettiler. İşte ödül/ceza sisteminin işe yaramama sebebi özetle tam olarak budur. İç motivasyon ile yapılan şeyler süreklilik gösterirken dış motivasyonla yapılan davranışlar, ödül kesildiğinde son bulacaktır.

Peki belli sınırları ve kuralları çocuğumuza başka nasıl anlatabilir, bizimle iş birliği yapmaları için onları nasıl ikna edebiliriz? Aletha Solter’e göre bunu yapmanın üç yolu var. Açıklama yapmak, seçenek sunmak ve yapılacak şeyi eğlenceli hale getirmek.

Örneğin araba koltuğunda oturmak istemeyen çocuğunuza güvenliği için koltukta oturması gerektiğini, ani bir frende veya kaza anında başını cama çarpmasından endişe duyduğunuzu söyleyebilirsiniz. (Ayrıca koltuğa evin güvenli ortamında alışması için önce eve getirip incelemesine, üzerine çıkıp inmesine ve oturmasına izin verebilirsiniz.) Ya da kıyafet seçimi yaparken mavi tişörtünü mü yoksa yeşil tişörtünü mü giymek istersin gibi seçenek sunarak, giymeme seçeneğini ortadan kaldırabilirsiniz. Son olarak da yapılacak şeyi eğlenceli hale getirerek çocuğunuzu kendi tarafınıza çekebilirsiniz.

Kızım da birçok çocuk gibi dişlerini fırçalamamızdan pek hoşlanmıyordu. Başlarda bir süre kendi kendine fırçaladıktan sonra biraz da benim fırçalamama izin veriyordu. Sonraları izin vermemeye başladı. Ben de dişlerini fırçalarken 10’a kadar sayma oyunu icat ettim. Ben 10’a gelene kadar dişlerini fırçalamama izin veriyor. Tabi ben de olabildiğince yavaş sayarak iyice dişlerini fırçalıyorum.

Alt değiştirme sırasında da en çok kullandığım yöntem hikaye anlatmak. Altını değiştirelim dediğimde genellikle kaçıp saklanan kızım, sana altını değiştirirken bir hikaye anlatayım mı dediğimde koşup önüme yatar. Sıradan bir masalı veya okuduğumuz bir kitabı, bazen beraber yaptığımız bir şeyi biraz jest ve mimiklerle süsleyerek anlatırken o da heyecanla beni dinler ve altını değiştirmeme izin verir.

Hangimiz kutuya en çok oyuncağı dolduracak, odayı toplarken beraber şarkı söyleyelim, ben burayı silerken sen de şurayı sil, çoraplarını ellerine giydirelim mi gibi birçok eğlenceli şey üreterek çocuğunuzu iş birliğine ikna edebilirsiniz.

Yalnız şunu vurgulamakta fayda var. İşbirliğine karşı çıkmak, çocuğun varlığını kabul ettirmesi için gerek duyduğu temel bir ihtiyaçtır. İstemediği bir şeye hayır deme hakkının olduğunu, kendi kararlarını kendi verebileceğini, ebeveynlerinin dediği her şeyi yapmak zorunda olmadığını, güçlü olduğunu hissetmek için bu dönemi de yaşaması gerekir. Yaklaşık 15 ay civarı başlayıp 3-3,5 yaşına kadar sürebilen bir benliğini oluşturma çabasıdır bu. Bu yüzden çocuğun bu başkaldırışları bir problem olarak görülmemeli, gelişiminin bir parçası olarak kabul edilmelidir. Unutmayın amaç hiçbir zaman her dediğimize boyun eğen, akıllı uslu bir çocuk yetiştirmek değil, iş birliği yapabildiğiniz, kararlarını siz istediğiniz için değil kendi iç motivasyonu ile verebilen, gerektiğinde hakkını koruyup hayır diyebilen çocuklar yetiştirmek. İşte bu süreçte gücün çocukta olduğu oyunlar oynamak onların iş birliğine daha açık olmasını sağlayabilir. Örneğin, çocuğunuzun sizi iterek devirdiği oyunlar, hayvan figürleri ile anne babasını korkuttuğu oyunlar, anne babasını battaniyenin veya yastıkların altına hapsetmiş gibi yaptığı oyunlar ve yakalamaca oynarken sürekli yakalandığınız oyunlar.

Sınır koyma konusuna gelirsek, burada iki farklı sınırdan bahsedebiliriz. Birincisi çocuğumuzun sağlığını ve güvenliğini korumak için koyduğumuz sınırlar, ikincisi çevreyi ve başkalarını korumak için koyduğumuz sınırlar. Bu sınırları belirlemede oyunun etkisine değineceğim ama öncelikle şunu dile getirmek gerek. Sınırlar konusunda her zaman net olmalısınız. Özellikle güvenlik söz konusu olduğunda bu sınırlardan taviz asla verilmemeli. Yani siz arada bir çocuğunuzun oto koltuğunda kemerini bağlamadan seyahat etmesine izin veriyorsanız, çocuğunuzun diğer zamanlarda bağlanmayı kabul etmemesi de normaldir. Bu tür sınırlar koyarken net olmak önemli. Mesela bebeğiniz henüz küçükken ve yeni yürümeye zıplamaya koşmaya başladığı aylarda koltuktan aşağıya atlaması güvenliği için tehlikeli olabilir. Ama siz kendi içinizde çocuğunuzun koltuktan atlamasının aslında o kadar da tehlikeli olmadığını düşünüyorsanız, içinizden yere birkaç yastık atsam da oraya mı atlasa acaba diye geçiriyorsanız çocuğunuza karşı da o sınırı çizerken net olamazsınız.

Kızım ilk yürümeye başladığı dönemde tırmanma ihtiyacı çok fazlaydı. Evimizde kalorifer peteği şeklinde olan klimalardan vardı ve sürekli oraya tırmanmak istiyordu. Eşim ısrarla oraya çıkmasının tehlikeli olduğunu, asla izin vermememiz gerektiğini söylüyordu. Ben kendi içimde net değildim. Güvenliğini sağlayarak oraya çıkmasına fırsat tanımak istiyordum ama mecburen kızıma hayır diyordum. Kızım ise ısrarla hergün defalarca oraya tırmanmak için girişimde bulunuyordu. Normalde mesela bıçakları elleyemeyeceğini ya da ocağa dokunamayacağını söylediğimde bu şekilde ısrarcı olmamıştı. O zaman anladım ki benim kendi içimde net olmayışım, ona da sınır koyarken yansıyor. Sonra şöyle bir çözüm buldum. Buraya sadece benim veya babanın elinden tutarak biz yanındaysak çıkabilirsin, yoksa düşebilirsin canın acıyabilir dedim. Kızım çok kısa sürede bunu kabullendi ve oraya çıkmak istediğinde gelip beni elimden tutup oraya götürmeye başladı. İstediğim sınırı çizmiştim ve iş birliği yapıyor, itiraz etmiyordu.

Sınır koyarken her zaman davranışın temelindeki ihtiyacı da görmek gerek. Ben kızımın tırmanma ihtiyacını anlamış ve ona göre seçenek sunmuştum. Mesela duvarları boyayan bir çocuğunuz varsa ona duvarları boyamaması gerektiğini söyleyip özgürce boya yapabileceği boyama kağıtları, kartonlar veya tuval gibi seçenekler sunabilirsiniz.

Eğlenceli aktivitelerle sınır koyma yaklaşımı da özellikle anlık çözümler üretmek için çok güzeldir. Yalnız bu yöntemlerin hepsinde sabırlı ve anlayışlı olmak ilk şarttır. Çünkü siz bir işle uğraşırken çocuğunuz gelip işinizi engellediğinde onunla tartışmak oyalamaya çalışmak veya ihtiyaçlarını ertelemek yerine, işinize bir süre için ara verip onunla ilgilenmeniz gerekecektir. Örneğin yazlıkları çıkarıp kışlıkları kaldırmaya çalışırken evin ortasında hurçlar, yıkanan ve verilecek çamaşırlar yığınlar halinde duruyordu. Ben bu işleri bir an önce halletme telaşında kıyafetleri düzenlemeye çalışırken kızım her defasında gelip dürdüklerimi bozuyordu. İlgi istediği çok açıktı. İşe devam edebilmek için önce onunla biraz eğlenmemiz gerekiyordu. Kıyafetleri alıp başından aşağıya döktüm ve onu sakladım. Sonra da “İpek Nil neredeymiş?” diyerek onu aradım. Kızım kahkahalarla gülerek kıyafetlerin içinden çıktı. Daha sonra tekrar saklandı. Birkaç kere daha bunu tekrar ettik ve sonra benim artık çamaşırları bitirmem gerek dediğimde bana izin verdi.

Acil olarak sınır koymanız gerekmediğinde, genel olarak sınırlara ve kurallara uymaya daha istekli olmalarını sağlamak amacıyla da oynanabilecek oyunlar da var. Bunlar gücün çocukta olduğu, çocuğun kuralları yıkmasına izin verirken sizin kızmış gibi yaptığınız oyunlar ve saçma kuralları olan anlamsız oyunlar olabilir. Kuralları oyun içinde eğlenerek ihlal etme şansı bulan çocuk gerçek kurallar söz konusu olduğunda daha uyumlu olacaktır.

Çocuklara sınır koyma konusu aslında çok derin bir konu. Tartışılacak birçok farklı yönü olabilir. Ama ben burada bu konuyu oyun üzerinden ele alırken şunu vurgulamak istedim. Çocuklarımız hayattaki birçok kuralı zamanla bizleri taklit ederek zaten içselleştirecekler. Ancak bu süreçte onları sindirmeden, ezmeden ve ödül/ceza gibi uygulamalarla iç motivasyonlarını öldürmeden iş birliği yapmalarını nasıl sağlarız? Ben çocuğumu doğduğu andan itibaren bir birey olarak kabul edip, tercihlerine, ihtiyaçlarına ve kararlarına karşı duyarlı davranmayı tercih ettim. Dolayısıyla hayatındaki sınırları çizerken de bu duyarlılığı korumayı amaçlıyorum.

Oyun bunu sağlayabilmek için bize sunulmuş mucizevi bir araç. Çocuğunuzla oynayın. Onu kahkahalara boğun. Bundan asla kötü sonuçlar çıkmayacağına emin olabilirsiniz.

 

Kaynaklar:

  • Özgür Bolat, Beni Ödülle Cezalandırma (2016, Doğan Kitap)
  • Aletha J. Solter, Oyun Oynama Sanatı (2013, Doğan Kitap)

 

4 Thoughts to “OYUNUN GÜCÜ-3”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir